8 mahalleye içmesuyu hattı

8 mahalleye içmesuyu hattı

Gürkan muhtarlarla buluştu

Gürkan muhtarlarla buluştu

Yemeklerimiz Brüksel’de tanıtılacak

Yemeklerimiz Brüksel’de tanıtılacak

Öğrenciler Atabey Feribot İskelesi’ni gezdi

Öğrenciler Atabey Feribot İskelesi’ni gezdi

Semt Konaklarında kurslar devam ediyor

Semt Konaklarında kurslar devam ediyor

MİŞON
  • Av. SelamiYÜCEL
    • Av. Selami YÜCEL
    • selamiyucel@hotmail.com
    • 12 Nisan 2018 - 09:52:54

Malatya Ortaokulunda iken tabiat dersimize Mişon dediğimiz bir hoca gelirdi. Adını daha sonradan öğrendim; tamı tamına “Bekir Sami Alkan. Ortaokulun en yaşlı hocası idi, deli dolu idi, ne zaman ne yapacağı hiç belli olmazdı. Okul Müdürümüz Şerafettin Mertoğlu’nun da saygı gösterdiği bir hoca idi.  Şimdiye kadar çoktan rahmetli olmuştur. Benim bu yazıyı yazdığımı duysa idi beni mutlaka pataklardı. Ama onun adını bu günlere aktarmak ve rahmetle anmak için bir yerde anlatmak zorundayım. Yazmak böyle bir şey. Onun da yad edilmesi anılması lazım. Malatya Lisesine nereden gelmişti, nereli idi? Ne kadar hizmet vermişti tam bilemiyorum. Bir bilenden aldığım habere göre Malatya’lı imiş, Arapgir’den.

Tipini sorarsanız kısaca boylu, yuvarlak gözlüklü, zayıfça, kumral saçlı idi. Çok hareketli idi yerinde durmaz idi. İlk önceleri hemen hemen sınıfın tümüne zayıf vermesine rağmen ne hikmetse sınıfımızı geçerdik. Bu nasıl olurdu anlayamazdık bile. Bekir Sami Alkan Hocamız ben duymadım ama kendisine Mişon ismi verilmesine çok kızarmış. “Ne halt edip de bir Türk bilim adamına bir Yahudi ismi olan Mişon ismini verirsiniz” dermiş.

Mişon biliyorsunuz bir Musevi ismi. Neden hocamıza Mişon ismi takmışlar Malatya’lılar o da muamma. Fıkralarda Mişon ismi sık sık geçer, Rebeka ile Mişon, Mişon ile Salamon…

Onun için tarihteki “Mişon” kimmiş bir göz atalım. Aslında Musevi Mişon da Türkiye’de doğmuş. Yani bir TC. vatandaşı. Gerçek Mişon Ventura sonradan Profesör olmuş, hem de Ord. Profesör.

“Tahminen 1881 yılında İstanbul Hasköy’de dünyaya gelmiş. Mişon Ventura komando okulunda öğretimine başlamış; İdadiyi bitirmiş. Daha sonra da 1905 yılında Darülfünun hukuk mektebinden mezun olmuş.  Adalet Bakanlığının açtığı dış ülkelere gönderilecek yetenekliler sınavını kazanarak Paris’se gitmeye hak kazanmış.

Mişon; 1919 yılında yapılan seçimlerde Musevi toplumunu temsilen milletvekili seçilir. 1950 yılına kadar avukatlık mesleğini sürdürür. Prof Mişon Ventura 1961 tarihinde arkasında yedi çocuk bırakarak vefat eder.

Ord. Profesör Mişon Ventura İstanbul Üniversitesi kurulmadan önce 1912 yılında Paris Akademisi Hukuk Fakültesinden mezuniyetinden sonra Dar’ül Fünun hukuk Mektebinde Profesör olarak görev yapmış. 1933 yılında kurulan İstanbul Üniversitesinde de Mukayeseli Hukuk-u Medeniye, Felsefe-i Hukuk, Deniz Ticaret Hukuku ve Roma Hukuku hocalığı görevini hakkı ile yürütmüş.”

Şimdi başımı iki ellerimin arasına alarak düşünüyorum. Bu Ord. Prof. Mişon Ventura ile Hocamız Bekir Sami Alkan’ın ne bağı var? Bir türlü çözemedim. Ancak şu kadar yorum yapabilirim. Mişon Ventura ile Bekir Sami Alkan Hocamızın fiziki benzerlikleri var. Çözen varsa iki adım ileri çıksın. Bir bilene sordum benim teşhisimin doğruluğunu onayladı.

Fırat ilkokulunu bitirdim, Malatya’nın tek Ortaokulu olan Malatya Ortaokuluna kaydımı yaptırdım. Kendimi artık büyümüş hissediyordum. Takım elbiselerimi giymiş, apoletli kasketimi de takmıştım. Hele de her derse ayrı bir hocanın gelmesi bizi başka bir gururlandırıyordu. Tabiat Hocamız Bekir Sami Bey’den herkes bahsediyordu ama dersimize gelinceye kadar onu görmemiştim.

TABİAT DERSİNDEN BİR YAZILI SINAV

O gün Tabiat Dersi vardı. Fısıltı haberleri bana da ulaştı. Dersimize Mişon dediğimiz Bekir Sami Alkan Bey gelecekti. Bir hışmınan içeriye girdi. Ders anlatmaya başladı. İki hafta sonra yazılı olacaksınız dedi. Ben de şimdi olduğu gibi o zamanlar da safım ve temiz kalpliyim. Kopya çekmeyi de bilmem. Herkes Tabiat Dersine çalışmazken ben bayağı çalışmıştım. Hocamın dersine sıra geldi, yazılı olacağız lamı cimi yok. Ben hariç arkadaşların hemen hemen hepsi boyalı kalemler, pamuk ve  gaz yağı getirmişler. Arkadaşlara sordum; dediler ki “Oğlum Mişon mutlaka çizim sorar, çizimleri de bire bir ister. Renkli resimler de olmaz ise hapı yutarsın. “ dediler. Gaz yağları ne olacak dediğimde de gülerek:

-Ula oğlum Selami. Mişonun dersinden kopya çekmezsen 1 den yukarı not alamazsın diye uyarıda bulundular.  Sorular soruldu, yazılı sınav başladı. Benim dışımdaki tüm arkadaşlar ders kitaplarını masanın üzerine çıkardılar. Yazılı kâğıtlarına getirdikleri pamuklarla gaz yağı sürdüler, çizimler ayan beyan görünmeye başladı. Şekillerin üzerinden giderek, boyalı kalemleri de kullanarak müthiş cevaplar verdiler. Hocamız bu kadar kopya çekeni nasıl göremedi şimdi bile hayret ediyorum.

Aradan bir iki hafta geçti. Yazılıdan aldığımız notlar açıklandı. Ben on üzerinden bir almıştım. Sınıfta iki üç kişi de beş ve üzeri not almıştı. Tabii bir şey diyemedik. Boyalı kalem kullananlar kopya çekenler de bir netice alamadı. Karne zamanı hepimiz hocamızın dersinden zayıf bekliyoruz.  Karnelerde zayıf arıyoruz. Bu kadar düşük notlarımıza rağmen zayıf almamışız. Şaşırmamak mümkün değil. Hatta bazı arkadaşlar derdi ki? Mişon yazılı kâğıtlarını hiç okumaz. Onları havaya atar kâğıtlar yere düşerken yakaladıklarına beş, altı bilemedin yedi verir, diğerlerine sıfır bir iki.

EK BİNADA BİR DERS ÖZCAN’A KIZILCIK SOPASI İLE DAYAK

Bekir Sami Alkan Hocamızın elinde kızılcık değneği eksik olmazdı. Bilirsiniz kızılcık dallarından iyi değnek olur.

Malatya şimdiki Atatürk Evi dediğimiz müze o zamanlar Malatya Atatürk Ortaokulunun ek binası olarak işlev görürdü. Biliyorsunuz orası tek katlı. Okulların tatil olmasına yakın bir yaz günü, dershanenin penceresi de açık. Karşısı da Malatya Parkı. Ders Mişon’un dersi. Olay şöyle başladı.

Bekir Sami Alkan Hocamız elinde bir kızılcık değneği ile sınıfa girdi. Başladı anlatmaya. Onun huyu imiş ilk derste öğrencilere korku vermek için bir iki öğrenciyi pataklarmış. Tabii ki sınıfın en küçüklerini hedef alırmış. Bizim sınıfta da Özcan isimli bir arkadaşımız vardı. Minik bir çocuktu. En ön sırada oturuyordu. Birden bire Hocamız Özcan’a sağa sola bakma diyerek dalmadı mı? Tabii biz bir şey diyemedik. Özcan ağladı sızladı. Hoca da acıdı ona.

– Yavrum Özcan nasıl oldu bilemiyorum. Birden bire seni tokatlamışım. Bunda kastım yoktu, diye gönlünü aldı.

Hocamız iştahla ders anlatırken arkadaşlar bir fırsatını bulup açık olan pencerelerden atlıyorlar parka dalıyorlardı. Sınıfın yarısı boşaldı Bekir Sami Alkan Hoca fark etmedi. Ben korkumdan atlamadım. Bir yoklama yapsa idi iyot gibi açığa çıkardık.

YILSONU SÖZLÜ SINAVIMIZ

Öğrenci iken yılsonlarında bir de sözlü sınava tabi tutulurduk. Sınav geldi çattı, sıra Bekir Sami Alkan’ın dersine geldi. Mevsim yaz, okulun bahçesine genişçe bir masa kurulmuş ilgili öğretmenler de Bekir Sami Hocamız en ortada olmak üzere yerlerini almışlardı. Öğrenciler arasında bir fısıltı haberi duyuldu.

“Ula oğlum bu Mişon’un sağı solu belli olmaz, bir gızdırdığ mı habi yutarığ (Kızdırdık mı hapı yutarız). En eyisi kimimiz giraz, kimimiz üzüm, kimimiz gavun, kimimiz garpuz, kimimiz çefdeli alağ(alalım) da hocaların masalarına götürek. Yalınız bu iş kese kâğıdıynan olmaz, çabicek(çabucak) gözel tabağlar (tabaklar) bulağ (Bulalım).“

Kısa zaman içerisinde Malatya’nın tüm meyveleri güzel tabaklar içerisinde öğretmenler masasında yerini almıştı. Mişon yani Bekir Sami Hocamızın da keyfi yerinde idi. Hiç kızmadan güzel güzel notlar verdi, hepimizi toptancı yaptı.

KALEM AÇACAĞI

Bekir Sami Hocamız yukarıda da değindim yaşlı idi. Bizden büyüklere de hocalık yapmıştı. Bir iki olay anlatayım ama bunların doğruluğu hakkında güvence veremem. Ancak anlatmazsam da eksiklik olur.

Vaktin zamanında Bekir Sami Alkan hocamız sınav yapıyormuş. O zamanlar sınıftaki öğrencilerde yaş farkı da vardı. Koca koca çocuklarla aynı sınıfı paylaşırdık. İri yarı öğrencinin biri Tabiat kitabını masanın üzerine koymuş kopya çekiyormuş. İrice bir kamayı ceketinin iç cebine koymuş, kamanın ucu da dışarıya sarkıyormuş. Hoca bu durumu görünce tırsmış tabii. Öğrenciye yaklaşarak, kamanın ucunu göstererek;

-Bu ne aslan oğlum demiş. Öğrenci de:

-Kalem açacağı hocam demiş. Hoca da:

– Tamam, aslan oğlum, devam et demiş.

İNEK GUZLADI

Bir bilen anlattı. Öğrencinin biri sık sık Bekir Hocamıza süt getirirmiş. Bu işte biraz aksama olmuş. Hocamız öğrenciyi derse kaldırmış. En kazık yerlerden sormaya başlamış. Öğrenci amansız sorular karşısında terlemiş, tıslamış, susmuş cevap verememiş; ıkınmış kalmış. Bekir Hoca veryansın öğrencinin çakasına gidiyormuş. Malatyalı öğrenci başka çare bulamamış, gerçeği söylemiş.

-Ğocam inek guzladı da…

KUZU

Gene vaktin zamanında hocamız bir öğrenciyi iki üç sene sınıfta bırakmış. Öğrenci de ne yapacağını şaşırmış. Sözlü sınava bir iki gün var. Evdeki bir kuzuyu almış, Bekir Sami Alkan Hocamızın evine götürmüş. Hocamız; yavrum ne gerek vardı, niye zahmet ettin dediyse de öğrenci ısrar ederek kuzuyu hocaya teslim etmiş. Ertesi gün sınava giren öğrencinin notu ilan edilmiş. İyi bir not almış. Bir gün sonra öğrenci hocamız derste iken evlerine gitmiş.

-Yenge hocamın selamı var. Guzuyu yengenden al da Kernek’te biraz yay dedi demiş. Eşi de hiç itiraz etmeden kuzuyu vermiş. Kuzu tabii ki yerini bulmuş.

-Akşam olmuş hocamız gelmiş. Kuzunun melemesini duyamamış. Eşine. Kuzu ne oldu deyince.

-Sen söylemişsin, çocuk kuzuyu yaymaya götürdü ama halen gelmedi deyince Bekir Sami Hocamız meseleyi çakmış. Birkaç gün geçmiş kuzu da kuzucuklar da yek ile yeksan olmuş…

Bekir Sami Alkan bizim bir değerimizdi. Malatya’nın yakın tarihine damgasını vurdu, bir iz bıraktı. Rahmet olsun ona…

  • Etiketler
  • Yorumla
YAZARLAR
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz
avukat dosyası