Yeşilyurt Belediye Meclisi Ağustos Ayı Olağan Toplantılarını Tamamladı

Yeşilyurt Belediye Meclisi Ağustos Ayı Olağan Toplantılarını Tamamladı

MAFSAD’tan doğu gezisi

MAFSAD’tan doğu gezisi

“Malatya ve Yeşilyurt’u Kalkındırmak İçin El Birliği İle Çalışacağız”

“Malatya ve Yeşilyurt’u Kalkındırmak İçin El Birliği İle Çalışacağız”

Mıhlıdut modern görüntüye kavuştu

Mıhlıdut modern görüntüye kavuştu

Nikah salonunda 08.08.2018 yoğunluğu

Nikah salonunda 08.08.2018 yoğunluğu

Türk Ocağında Milliyetçilik konuşuldu
  • Ana Sayfa » Politika
  • 15 Ocak 2018 - 09:11:42
Türk Ocağında Milliyetçilik konuşuldu

Türk Ocağı’nın mutad toplantılarından biri daha gerçekleşti. Cengiz Selçuk’un vefatı dolayısı ile bir kez daha anıldığı toplantının konuğu İnönü Üniveristesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz oldu. Ocak başkanı Nadir Günata yaptığı açılış konuşmasını hafta içi vefat eden Cengiz Selçuk’a ayırdı. Günata: “Saçlarımıza aklar düştü ve birer birer bu dünyayı terkediyoruz. Gönülleri bir arada […]

Türk Ocağı’nın mutad toplantılarından biri daha gerçekleşti. Cengiz Selçuk’un vefatı dolayısı ile bir kez daha anıldığı toplantının konuğu İnönü Üniveristesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz oldu.
Ocak başkanı Nadir Günata yaptığı açılış konuşmasını hafta içi vefat eden Cengiz Selçuk’a ayırdı. Günata: “Saçlarımıza aklar düştü ve birer birer bu dünyayı terkediyoruz. Gönülleri bir arada tutmak çok önemli. Birbirimiz, 40 senelik arkadaşlıklarımızı, gönül dostluklarımızı çok basit bir mesele yüzünden yerle bir ediyoruz. Biz temel olarak bunu asla kabul etmiyoruz. En baştan beri belirtiyoruz bu Ocak evet Türk milliyetçilerinin bir mekanıdır ama burası aynı zamanda bölücü olmayan herkesin kucaklaştığı da bir mekandır. Burada mezhep, meşrep farklılığı gözetilmeden, siyasi parti farkı yapılmadan herkesin toplanabilmesini istiyoruz. Buraya her hafta kendi isteğinizle geliyorsunuz, buraya çağırdığımız konuşmacılardan istifade edebiliyorsanız ve birbirimizi anlaya biliyorsak bu bizim için yeterlidir. Kişilerin nerede olduğuna çok bakmıyoruz, ne olduğuna bakıyoruz. Bu adam işinin ehli midir, vatanperver midir tek baktığımız bunlardır” dedi.
Cengiz Selçuk ve hazirunun geçmişleri için okunan Kuran tilaveti sonrasında bu haftaki konuşmacı konuğumuz olan İnönü Üniveristesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz mikrofona geçti ve Devlet, Millet, Milliyetçilik başlıklı sunumunu yaptı.
Korkmaz özetle şunları söyledi: “Devlet milletin bir hukuk içerisinde koordine olmuş halidir. Bir hukuki zemin söz konusu. Hukuk hak bunlar aynı kökenden gelirler. Devletten bahsettiğiniz zaman önce hakkı, hukuku dikkate almanız gerekiyor. Zaman zaman televizyonlarda tartışma programlarında izlemişsinizdir; “devletin kutsalı olmaz, devlet bir organizasyondur” diye. Türk devlet geleneğine baktığınız zaman şöyle bir şey görüyoruz; Türk silahlı kuvvetlerinin miladı olarak sayılan Meta Han’ın namı Tanrıkut Mete idi. Manası nedir? Eski Türk inancına göre kimin hakan olacağına Tanrı karar verir. Tanrı kime kut vermişse o hakan olur. Hakan kut verilmiş kişidir. Aynı şeye Bilge Kağan yazıtlarında da rastlıyoruz;”…Tanrı dilediği için babam (atam) hakan kılındı” diyor. Gelenek odur ki kut verilerek hakan yapılan kişi töreye mugayir hareket etmesin. Hakanın birinci vazifesi töreye uygun davranmaktır. Töreye uygun davranmak yönettikleri üzerinde adaleti tesis etmektir. Töreye uygun davranılmazsa, adaletli olunmazsa Tanrı vermiş olduğu kutu geri alır. Bir Türk hakanı devletini kaybederse inanılır ki Tanrı verdiği kutu geri almıştır. Aynı özellik Türkler’de İslam’la şereflendikten sonra da devam etmiştir. Bu kültürde devamlılıktır. Abbasiler Tuğrul Bey için hutbe okuturken “hakimül harameyn” ifadesini kullanınca yok “hadimül harameyn” der, hakimi değil hizmetkarıyız ifadesini kullanır. Gazneli Mahmut’a Uygur Türkleri mektup yazıyor ve “Tanrı tarafından Hakan kılınmış ben” ifadesini kullanıyorlar. Aynı şeye Osmanlı’da da rastlıyoruz. Osmanlı sultanlarının sıfatlarına baktığınız zaman Halife-i ruyi zemin, Cindullah, Seyfullah sıfatlarını kullandıklarını görüyoruz. Türkler dışında başka bir müslüman devlette bu sıfatların kullanıldığını göremezsiniz, bir tek Türk dünyasında bu sıfatlar var. Buradan hareketle diyoruz ki bu durum eski zihniyet dünyasının İslami muhteva kazanmış halidir. Aksi takdirde diğer islam devletlerinde de olurdu bu sıfatlar.
Batı düşünce sisteminde devlet, ülke kralın malıdır. Türk devlet geleneğinde devlet kralın malı falan değildir. Eski hikayedir bilirsiniz Mete Han ile komşu devlet arasında savaş çıkmış, savaştığı devlet Mete Han’dan atını istemiş vermiş, hanımını istemiş vermiş en son kıyıda köşede kalmış çorak bir toprak parçasını istemiş Mete Han “at benimdi verdim, hatun benimdi verdim ama toprak benim değil, ülke benim değil onu veremem” demiş. Bütün Türk devletlerinde aynı zihniyet devam ediyor. Her devletin arka planında bir zihniyet dünyası vardır. Ona devlet felsefesi diyoruz. Bu saydığım konular işte Türk devlet geleneği, felsefesi dediğimiz şeyin gerekleridir.
Onun için devletin utsalı olmaz diyen işiler bu zihniyet dünyasının uzağında olan kişilerdir. Devlet kutsaldır derken kullanılan kutsal kelimesinin “kut”tan geldiğini, dolayısı ile devletin teşkilatlarına, binalarına bir kutsallık atfedilmediğini, arkadaki zihniyetin kutsiyetinin vurgulandığını anlayamıyorlar.
Günümüzdeki en sıkıntılı konulardan biri millet ile ilgili algılardır. İstisnasız her akşam televizyonlarda bir tartışma programına denk gelirsiniz. Orda bir şey söyleniyor; bir tarafta Türk milliyetçilerinin partisi diğer tarafta Kürt milliyetçilerinin partisi var. Ne olacak?” Bunlar milletin ne olduğunu bilmiyorlar. Millet öyle söyledikleri gibi bir şey değil. Sosyal medyada bu ara dolaşan bir video var Aliya İzzetbegoviç’in. Unutma Türk’ün evladı diye başlayan videoda batı sistemini eleştirirken “biz senin kardeşin olduğun için boğazlandık, tecavüze uğradık, öldürüldük, senin hafızana sahip olduğumuz için toplu mezarlara gömüldük. Türk’ün evladı bizim korumaya çalıştığımız sancak Yemen’de, Çanakkale’de, Filistin’de, Kırım’da, Ace’de, Türkistan’da korunmak istenen sancaktır. O ne bir devrin, ne bir ırkın, ne bir mezhebin sancağıdır. İnsanlığın, tek başına insan olmanın sembolüdür. Sen varsan biz olacağız, sen ayaktaysan biz yaşayacağız. Ama unutma sömürgeciler seni Asya’ya sürmek için planlarını adım adım işletecekler. Bir gün sıra sana da gelecek. Seni yok etmek için binlerce yıldır hazırlananlar bir gün bile durmadan çalışıyorlar. Sen Türk’sün bir ırk, bir din, bir mezhep değilsin. Batı haçlı seferlerini düzenlerken Araplara Arap demiyordu, Türk diyordu. Çanakkale’de Kürtleri boğazlarken onlara Kürt demiyordu, Türk diyordu. Ne zamanki çıkarları için yeni partnerlere ihtiyaç duydu Araba Arap, Kürde Kürt demeye başladı. Seni ondan onu senden ayırdı. Türk’ün evladı biz Boşnağız ama Türk’üz. Sen de kalbimde taşıdığım acıyı taşıdığın kadar Boşnaksın. Sen var olmak zorundasın, bir ve beraber olmak zorundasın Türk’ün evladı. Türk’ün evladı bizi, onların bize yaptıklarını ve sorumluluğunu asla unutma” diyor. Milet işte İzzetbegoviç’in dediğidir. Türkiye’de etnisite ile millet karıştırılıyor. Millet etnisite değildir. Millet bir boy da değildir, millet bir ırk da değildir.
Milliyet sosyolojik bir kavramdır. Millet geçmişi birlikte yaşamış, hali yaşayan, geleceği de birlikte inşa etmek isteyen topluluktur. Bu tanımlamanın içerisinde etnisite yok, ırk da yok. Türkiye Cumhuriyeti dışındaki Türk devletlerinde milletin tam anlamıyla karşılığının olduğunu söyleyemeyiz.  Çünkü biri Özbek, öbürü Kazak, Kırgız. Zaman zaman birbirlerini boğazlıyorlar, kaderde birlik gibi bir tasavvurları yok. Anadolu coğrafyasında Türkmenler birlikte yaşadıkları topluluklar ile birlikte bir millet inşa ettiler.
Kosova’ya gittik. Tekkeleri geziyoruz. Bir Halfeti tekkesine gittik. Girdik tekkeye bir ihtiyar ile oturduk muhabbete, çay falan ikram etti. İhtiyara “Türk’müsünüz” dedim “hayır Arnavut’um” dedi. “Ama çok güzel Türkçe konuşuyorsun” dedim, “devletimin dili” dedi. “Arnavut’sunuz ama Türkçe’ye devletimin dili diyorsunuz” dedim, bunda garipsenecek ne var ki der gibi baktı ihtiyar. “Birisi gelip size kimsiniz nesiniz diye sorarsa nasıl tanımlıyorsunuz kendinizi” dedim, “Elhamdülillah Türk’üz diyoruz” dedi. “Anadolu coğrafyasında Elhamdülillah Müslümanız denir” dedim, “Bak hoca dedi burda Arnavut’a, Boşnak’a, İslamla şereflenmiş Hırvat, Sırp, Makedon’a, Türkmen’e bu soruyu sorarsan alacağın cevap tektir Elhamdülillah Türk’üz”. İzzetbegoviç’in ifadeleri ile örtüşüyor değil mi, aynı zihniyetin yansımaları. Milliyet budur işte. Türk milleti dediğiniz zaman bir ırktan falan bahsetmiyorsunuz. Bir milletten bahsediyorsunuz. Bu milletin içerisinde Zaza vardır, Kırmanç vardır, Çerkez vardır. 80 öncesinde dedesi Ermeni olan bir vatandaşımız Ocak başkanlığı yapmıştır orta anadoluda, ülkücüdür. O dönemde ona çok afedersiniz “Ermeni tohumu, deden Ermniydi senin” diyenler olunca parti farkı gözetmeksizin CHP’lisi, MHP’lisi, Adalet Partilisi herkes tepki gösterirdi “haddini bil, doğru konuş” diye. Adam İslamı kabul etmiş ve Türkçe konuşuyor. Bu Türk’tür diye tepki gösterirlerdi. Bu coğrafyada Osmanlı medeniyetinin ve daha önceki medeniyetlerin inşasında rol almış hangi soydan olursa olsun aynı örfe itibar etmiş, aynı devletin tebası olmuş, ortak bir kültürü yaşamış, birlikte medeniyet inşa etmiş ve geleceği birlikte inşa etme iradesini ortaya koymuş insanların hepsi Türk’tür. Etnisite ile uğraşan batılı bilim adamları derler ki millet etnisitelerin çözülmesiyle meydana gelir. Ama bizim dünyamızda etnisite diye bir mesele yoktu. 1978’den sonra ortaya çıkan 80’den sonra hızlanan bir durumdur. Burada bulunan hazirunun pek çoğu Kırmanç. 80 öncesinde üniversite eğitimi için bulunduğunuz şehirlerde, görev aldığınız ocaklarda böyle bir ayrım var mıydı? Kesinlikle böyle bir şey yoktu. Bunların hepsi Türk milliyetçisi idi. Bu 80 öncesi nesil belki biraz hissi davranıyorum ama mübarek bir nesildi.
Milliyetçi kim peki o zaman? Yukarıdaki şekilde tanımlamış olduğumuz milletin tarihi sorumluluğunu, misyonunu üstlenmiş olan kişidir. Milliyetçi ırkçıdan farklıdır. Millet ırk değildir çünkü. Milliyetçi hümanistten farklıdır, liberalden farklıdır. Hedefi bakımından farklıdır, riayet ettiği usül bakımından farklıdır. Günümüzde gençlerin anladığı milliyetçilik ile bizim bahsettiğimiz milliyetçilik arasında ciddi bir farklılaşma var maalesef. Bu bizim yüreğimizin sancısıdır. Buna izin vermememiz lazım. Milliyetçilik bir tepki hareketi değildir. Milliyetçilik bir parti de değildir. Milliyetçileri bir arada tutan şey dün üstlenmiş oldukları sorumluluk ve o sorumluluğu sürdürme iradesidir. Sen şurdasın, sen şöyle yapıyorsun bunlar ölçü olmaz. Türk milliyetçisi olmanın usülüne, adabına riayet etmek koşulu ile Türk milliyetçisi olduğunu ifade eden kişi nerede olursa olsun değerlidir. Türk milliyetçileri şurada toplanacaklar. Yok. Bu gönül işidir. Bunu yüreğinde hisseden adam her yerde hisseder. Avrupa’da da hisseder, dağda da hisseder, tarlasında da hisseder. Türk milliyetçilerini hazır kıta asker, hiyerarşik bir yapı gibi görme özlemi birilerinde mevcut, bazı milliyetçilerin de hoşuna gidiyor böyle gösterilmek. Bu durum milliyetçilik fikrine de yabancı, milliyetçilik zihniyetine de yabancıdır. Milliyetçilik sivil bir tavırdır, kişiseldir. Ortak hedeflerin başarısı için kollekivite oluştururlar, biraraya gelirler, ortak hareket ederler. Ortak bir hedefe yönelme millet olmanın gereğidir zaten. Türk milliyetçileri bizim yanımızda olur, filan yerde olur yok böyle bir şey. Milliyetçilik dinamik bir kavramdır. Temel prensipler sabit kalmak kaydıyla ülkenin şartlarında meydana gelen değişmeler milliyetçilik kavramının muhtevasını da değiştirebilir. Milli değerler temel prensiptir. O milli değerlere nasıl hizmet edileceği uslüptür, vasıtadır. Türk milliyetçilerini en büyük problemi vasıtanın değişebilirliğine dair kaygıdır. Varlık sebebi gibi algılıyoruz vasıtanın değişebilirliğini. Vasıta değişir ve bu varlık ya da yokluk sebebi olmaz. Milliyetçilik bu coğrafyada devletin beka sebebidir.
Çanakkale savaşında sizle birlikte savaşıp ölen Rumlar var mıydı? Vardı. Şehit olurken vasiyette bulunuyor yanındakilere “beni gavur diye sizden ayrı gömmeyin, sizinle beraber gömün” diye. Birkaç zaman önce İstiklal Marşı okuma yarışmasında birinci olan Ermeni kıza “nasıl böyle güzel okuyorsun “ denilince “bu bizim milli marşımız başka türlü nasıl okuyabilirim ki” diyen kızı nasıl kendimizden ayrı tutabiliriz. Bu kızı milletten ayrı görmek bu millete ihanettir, bu milleti anlamamaktır. 78’deki ekonomik krizde tehcirle Amerika’ya göçüp orada çok ciddi paralar kazanan bir Ermeni tüm malını mülkünü satıp paraya tahvil ediyor ve gelip Türk maliyesine teslim etmedi mi? Yine aynı adam oğlu askerlik yaşına geldiğinde nüfusa kaydettirip askerliğini yaptırdı. Bu adamı milletin dışında görmek bu millete ihanettir.
İşte Türk milliyetçisi bu söylediklerimizin idrakinde olan kişidir. Bunları kendisi ile bir ve beraber gören, onlarla kader birliği yapmaya hazır olan ve yapmanın vazifesi olduğunun idrakinde olan kişidir.”
  • Etiketler
  • Yorumla
YAZARLAR
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz
avukat dosyası