Her şeye, her kese zam kapıda

Her şeye, her kese zam kapıda

Darende Ak Parti Kadın Kolları Kongresi  Yapıldı

Darende Ak Parti Kadın Kolları Kongresi  Yapıldı

“Turizmi mevsimsellikten kurtarmalıyız” 

“Turizmi mevsimsellikten kurtarmalıyız” 

Gençler kültür ve sanat yarışma başvuruları başladı 

Gençler kültür ve sanat yarışma başvuruları başladı 

Siyer derslerinin 7.si yapıldı 

Siyer derslerinin 7.si yapıldı 

ÇAĞA İKEN OYNADIĞIMIZ OYUNLAR
  • Av. SelamiYÜCEL
    • Av. Selami YÜCEL
    • selamiyucel@hotmail.com
    • 10 Ekim 2017 - 06:16:19

Malatya’da çocuğa çağa derler. Çağa tabiri hem bebekleri hem de gençlere verilen mahalli bir tabirdi. Bizim zamanımızın yaşlıları koskocaman olmuş kişilere de çağam diye seslenirdi. Onların gözünde dünkü çocuklar bile her zaman çağa idi.

Çocukluğumuzda Malatya’da öyle ahım şahım oyuncaklar yoktu. Bir iki oyuncağa sahip olmak en büyük mutluluktu. İlkokuldayım daha,Kırkambar’ın önünden geçerken kurmalı bir horoz oyuncağa rastlamıştım. Hiç unutmam rahmetli babamdan bana da bir oyuncak al dedim. Amacım o kurmalı oyuncağı babama aldırtmaktı ama babama doğrudan o horozu al dememiştim. Çağalık işte. Oyuncak satan mağazalara uğruyorduk. Kemal Efe’nin mağazası mı idi, yoksa yanındaki bir mağaza mı idi içeriye girdik. Oyuncaklar ortaya dökülüyordu. Hele de pilli oyuncaklar Türkiye de imal edilemiyor Avrupa’dan geliyordu. Onun için de çok pahalı idi. Bir oyuncak taksi çıkardılar, masada çalıştırmaya başladılar. Taksi gidiyor masanın kenarını hissediyor geri dönüyordu. Babam fiyatını sordu? Müthiş bir fiyat söylediler. O fiyatı şimdi hatırlayamıyorum, herhalde babamın memur maaşının yarısı kadardı. Rahmetli epeyi düşündü yok diyemiyordu, almak istiyordu ama bu oyuncak da bütçesini bayağı sarsacaktı. Epeyi düşündü. O ara nereden geldi aklıma kırk ambardaki horoz aklıma geldi; Malatya şivesi ile;

“Baba bana keken ğoruz al” dedim. Nerede dedi?Kırkambarın yerini biliyordum. Onları oraya kadar götürdüm. Pille çalışan taksiye oranla belki ell kat daha ucuzdu. İşte benim tek oyuncağım “keken ğoruzum oldu” . Otuz yaşıma kadar kurup oynuyordum. Ondan sonra ne oldu bilmiyorum kayıplara karıştı. Oyuncaklarımızı kendimiz yapardık telden araba gibi. Çember sürmek, paytonlarınarkasına kırbaç yeme olasılığının kuvvetli olmasına rağmen asılmaktı. Bu girizgâhtan sonra gelelim Malatya’nın çocuk oyunlarına.

GEÇMİŞTE ÇOCUK İKEN OYNADIĞIMIZ OYUNLAR

Çocukken oynadığımız oyunlar zaman zaman aklıma geliyor amma kurallarını tam olarak hatırlayamıyorum. Malatya’lı arkadaşlarıma da soruyorum. Onlardan da tatmin edici cevaplar alamıyorum. Yeni çocuklar da onların hiç birini oynamıyor. Ama onlar bizim kültürümüzün bir parçası olduğuna göre sembolik te olsa yaşatmalıyız. Bolu dağlarında yürüyüş yaparken koco koca adamlar kendi öz oyunları olan bizim sülü değneğe benzer oyunlarını oynuyorlar, eskiyi yaşıyorlardı. Atilla Kantarcı Bey’in yeni bir kitabı çıkmış. İnşallah tez elden alıp okuyacağım. Geçenlerde sülüdeynek isimli bir yazısını okudum. Çocukluğumuzda oynadığımız oyunları hatırladığım kadarı ile gündeme getirmeye karar verdim.

 

 

RAŞİT KISACIK

Değerli kültür adamı, Malatya aşığı Raşit kısacık, kendi olanakları ile sağdan soldan yardım almadan, Malatya ile ilgili epeyi kitap yazmış. Kendisine teşekkürlerimi ve takdirlerimi sunuyorum. Raşit Kıcacık Malatya’nın yöresel kültürü diye bir kitap yazmış, Malatya türküleri ile alakalı bir yazıma da yer vermiş. Bu kitabın üçüncü baskısını bana gönderdi. Kitapta Malatya çocuk oyunlarına da yer vermiş. O kitaptan da faydalanarak çocukluğumuzda oynanan oyunları kuralları ile birlikte gündeme getirmeye çalışacağım, hatırlayamadığım veya şüphe ile baktığım kısımları da belirleyeceğim, yorumlar yapacağım.

DEVELEME(TOPAÇ)

Develemeyi seçmek bir maharet işi idi. Öncelikle develemenin ağacının sağlam olması özellikle de şimşirden olması çok önemliydi. Eğer kavaktan yapılan bir develeme oyuna girse idi iki günde delik deşik olur ıskartaya çıkardı. Develemenin çivisinin çok iyi çakılmış olması, develemenin dengeli olması oyunda başarının temel şartı idi. Yoksa develeme dönerken sağa sola zıplardı. Biz bu tür develemelere leblebici, leblebi topluyu derdik.  Dengeli develemeler ise dönerken gelin gibi süzülürdü, adeta çivisinin üzerinde dururdu bu tür dönmeye  “uğundu” derdik.

En çok oynadığımız oyunlardandı. Malatya’da çocukken oynadığımız oyunlar toplu oyunlardı, Yani oyunlar en az iki kişi tarafından oynanır, yarışma yapılırdı. Develeme de böyleydi. Develeme iki şekilde çevrilirdi; birisi kaytan çekme, diğeri de kökleme. Kaytan çekme şeklinde develemeyi Malatya’nın kızları oynardı. Kökleme; baş hizasına getirilen develemenin hızla yere çarptırılma şekli idi.  Biz erkek çocukların oyunu kökleme şeklinde olurdu.

Her iki oyuncu develemeye kaytanı sarar beraberce yere fırlatır ondan sonra develemeleri avuçlarının içine alır döndürürlerdi. Hangi develeme önce durur ise o develeme yere konurdu. Develeme durmaya yakın sallanmaya başladığında”kafa sallıyı” derdik. Galip gelen develemeci başlardı kökleme ile diğer develemeyi yaralamaya. O kadar alışkanlık kazanmıştık ki;  her üç atıştan en az ikisinde develemeyi yaralardık. Malum develemenin ucunda çivisi var. Eğer diğer develemeyi vuramaz isek de vursak da dönen develemeyi avucumuzun içerisine alır yukardan o yerdeki develemenin üzerine bırakırdık. Develemenin avuç içerisine alınma olayı bazen birkaç defa gerçekleşirdi. Kökleme atılan develeme dönmezse( ki biz bu olaya kabak derdik)  veya yerdeki develemeyi vurmadan dönen develemeyi avuç içerisine alarak öbür develemeyi yoklayamayan oyuncu yanardı. Bu defa diğer develeme yere yatar yerdeki develemenin oyuncusu köklemeye başlardı.

SÜLÜ DEYNEK(ÇELİK ÇOMAK)

Bu oyun Türkiye’de çok yaygın ise de Malatya’ya mahsus türleri vardı. Çok araştırmama rağmen bu oyunun inceliklerini hatırlayana rastlamadım. Bu oyun en az iki kişi ile oynanır. Biri uzun diğeri kısa iki uygun sağlam iki sopa mevcuttur.  Kısa olanın adı sülü, uzun olanın adı da değnektir. Kale dediğimiz iki taş sülüye uygun olarak yerleştirilir, oyuna başlayan de*nek ile sülüyü hafifçe havaya kaldırır ve mümkün mertebe uzaklara fırlatırdı.

Bu oyunda dört türlü vuruş vardır. Birincisi düz dediğimiz vuruştur. Sülü tek elle hafif havalandırılarak vurulan vuruştur. İkinci atış bacak arası dediğimiz atış şeklidir. Değnek her iki bacak arasından geçirilerek yapılan atış türüdür. Üçüncü vuruş şekli yan tuluktur. Bu atış tarzı en zorudur. Değnek her iki ayağın arkasından dolandırılarak yapılır. Dördüncü atış şekli de oşoş kulaktır. O vuruşta değnek bulunan kolun diğer kol tarafından çevrelenerek kulağın tutulması şeklindeki atıştır. Buraya kadar tamam.

Oyuna hangi ekip başlayacağının tespitini yapamadım. Her ne kadar sayın Kısacık o pitipiti tekerlemesi ile oyunun başlayacağını söylüyorsa da benim tereddütlerim var. Çünkü:  o tekerlemeyi Malatya’nın kızları söylerdi. Erkekler toplu oyunlarda “i beni, yedim seni, bana eş lazım, al eşini”tekerlemesi ile oyuncu seçerlerdi. Büyük ihtimalle ya kura çekimi ile ya da sülüyü kim uzağa fırlatırsa o başlardı galiba oyuna. Oyunda yanma yani el değiştirme iki şekilde olurdu, ya sülüyü diğer ekipten bir oyuncu havada yakalayacak idi, yada değnekle sülüyü vuramayacak idi. Üçüncü bir yanma şekli de kalenin biraz önüne çizilen çizgiye konulan deyneğe diğer takımın sülüyü atarak vurmasıdır.

Bir de gakgılama diye bir sülüdeynek oyunu vardı. Gakgılama: Başka türlü bir sülü değnek oyunu şekli idi galiba. Sülünün fırlatılmasından sonra sülüyü fırlatan kalenin önüne değneği koyardı. Diğer taraf o değneğe sülüyü vurursa oyun el değiştiridi. Vuramaz ise oynayan oyuncu değnekle yerde duran sülüyü yukarı fırlatır, her defasında “şerloşert, merlo mert, bir iki üç, bir gala sünnet” diyerek sülüyü kaleden uzaklaştırmaya çalışır dört vuruştan sonra sülünün bulunduğu yerden yere konulan değnek vurulmaya çalışılırdı. Bu durum değneğin vurulmasına kadar devam ederdi.

Gakgılama,  her sülü değnek oyununda olmazdı. İddialı oyunlarda olurdu. Gakgılayansülüyü uzaklara fırlatır, gakgılanan kalenin önüne getirilir gözleri bir mendil ile bağlanır, çevrilerek başı döndürülür, eline değnek verilir , gakgılayanlar sesime gel sesime diye gakgılananı değişik yönlere çeker ; bu durum sülünün bulunmasına kadar devam ettirilirdi.

Bu oyunda şu sorulara da yanıt bulamadım. Oyunun el değiştirilmesi tamam da hangi taraf oyunu nasıl kazanırdı?Birden fazla kişi ile oynanan oyun nasıl oynanırdı? Hafızamı çok yoklamama rağmen işi çözemedim.İmdaaaaat, imdaaaat.

BİLYA(BİLYE)

Bilyaoyunu Sayın Raşit Kısacığın anlattığı gibi çukur kazmak sureti ile oynanırsa da biz hep”karış” dediğimiz oyunu oynardık. Her bir çocuğun cebinde en az on beş yirmi bilya bulunurdu. Bilya iki kişi tarafından oynanırdı. Bir oyuncu bilyayı bir yere bırakırdı, diğer tarafta kendisine uygun yere bırakır, oyuncular bilyalarınısırasıra yer değiştirirlerdi. Birbirlerine tuzak kurarak yaklaşırlar, diğer bilyayı vuran veya bir karıştan az yaklaşan oyunu kazanır bilyayı utardı.Basit görünmesine rağmen bilya oyunu çok zeka ve yetenek gerektirirdi.(Bu arada karış aralığı uzun planlar avantajlı olurlardı. Mesela Şerbetçi köşesinde oturan daha sonra SSK. Kurumunda çalışan Şahin arkadaşımızın karışı bizlerden çok uzundu. Alaadin’inde dezavantajı vardı. )

SAYI OYUNU

Eskiden gelincik, kulüp, Boğaziçi gibi sigaralar karton kutularda satılırdı. Bu sigara kutularının resimli kısımlarına sayı derdik. Her birinin bir değeri vardı. Ellilik, yüzlük, binlik gibi. Yere bir daire çizilir, dairenin on on beş adım ilerisine de bir çizgi. Oyuna başlamadan önce anlaşılan miktarda sayı dairenin içerisine oyuncular tarafından eşit miktarda  konurdu. Oynama aletimiz ise bizim ayakkabı eskisi dediğimiz harik(ğarik) veya lastik ayakkabı ökçesi idi. Çünkü ğarik sayıları yerden iyi süpürür dairenin dışına çıkarırdı. Bizim mahallenin tercihi ayakkabı ökçesinden ziyade ğarikte idi. Oyuna başlamak için her iki oyuncu da dairenin yanına gelir, çizgiye doğru ğariklarini atarlardı. Çizgiye ğarigi en yakın atan oyuncu oyuna başlamayı hak ederdi. Oyunu kazanan çizgiden daireye doğru ğarigi sayılara doğru fırlatır, dairenin dışına çıkardığı sayılara sahip olurdu. Atışı yapan oyuncu hiçbir sayıyı daire dışına çıkaramazsa veya sayılar ve ğarik çizgi içerisinde kalırsa sıra öbür oyuncuya geçerdi. Sayıların tamamı dairenin içerisinden çıkarsa oyun sona erer galip gelen çizgi atışı ile tekrar oyuna devam ederdi.

HOLLİK(ĞOLLİK)

Ğollik dediğimiz şey küçük bir yuvarlak taştır. Birden fazla oyuncu ile oynanır. Her oyuncunun elinde de ğolligi devirmeye yarar şeklinde yassı ve yuvarlak taşlar vardır.Bu oyunu da tam hatırlayamadım. Sayın Kısacık kitabında detaylı bir şekilde anlatmış. Oyuna başlama hatırladığım kadarı ile taşları çizgiye en uzak atanın ebe olması ile olurdu. Ğollik mutlaka bir taşın üzerine konur oyuncular da taşlar ile ğolligi düşürmeye çalışırlardı. Ğollik düştükten sonra ebenin görevi hemen ğolliği yerine dikmek ve çizginin içinde bulunanlara el değdirmekti. Ğollik düştükten sonra da ebenin dışındaki oyuncuların görevi el değmeden taşa ayak basmak ve ebenin eli değmeden çizginin dışına kaçmaktı.

Bu oyunda aklımı kurcalayan soru şu : Taşlara ayak basanların tekrar ğolliği devirme hakları var mıdır ? Çünkü: Ğollik bazen çok ilerlere gider ebe gelinceye kadar taşın dibini kazar, ebe ile alay ederdik.

BEŞTAŞ

Kızlar tarafından oynanan bir oyundur. Yuvarlak ve fındık büyüklüğünde beş taş ile oynanır. Oyuncular iki çocuktur.Oyuna başlamak için her iki oyuncu tarafından da beş taş havaya atılır, tek elinin tersi ile en çok taşı yakalayan oyuna başlama hakkına sahip olur. Oyuna başlayan taraf ilk önce taşları birer birer toplamak zorundadır. Taşlardan biri havaya atılır taşlardan biri diğer taş yere düşmeden yerdeki bir taş alınır ve havadaki taş bu arada yakalanır. Ondan sonra bu işlem ikişerli, daha sonra üç birli, daha sonra da dörtlü devam eder. Daha sonra kaleye sıra gelir. Kale dediğimiz şey baş parmak ile işaret parmağı vasıtası ile kurulan yarım dairedir. Beş taş oynayan kalenin arkasından dört taşı fırlatır. Fırlatırken de taşların yan yana gelmemesine dikkat etmelidir. Çünkü: Elde kalan taş havaya atılacak, yerdeki taşlar birer birer kaleden geçirilecektir. Bu aşamayı kazanan taraf tekrar yeni baştan oyuna devam hakkına sahip olur. Oyuna devam eden taraf havaya atılan taşı yere düşürür veya yerden taş alamazsa veya diğer taşlara dokunursa yanar diğer oyuncu oyuna devam eder

SONUÇ VE İSTEM: Hukukçu olduğum için yazımı böyle bağlamak istiyorum. Bizim zamanımızda kız ve erkek çocukların oynadıkları daha başka çocuk oyunları da vardı. Bunlardan örnek kabilinden birkaç tanesini seçtim. Bu bir girizgâh olsun, işi uzatmayayım dedim.

Malatya’nın yetkilileri:Her kim ise son kuşak kaybolmadan sempozyum mu yapıyorsunuz,  açık oturummu,  panel mi?  Yoksa bir araştırma ekibi mi kuruyorsunuz, bu konuları gündeme getirin hem siz öğrenin, hem de bu oyunları sembolik olsa da çocuklarımıza oynattırın.  Lütfen yani… Ankara 7.10.2017 saat: 21.25

  • Etiketler
  • Yorumla
YAZARLAR
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz
Wordpress Tema indir