DEMARD’dan MHP’ye ziyaret

DEMARD’dan MHP’ye ziyaret

Öğretim üyeleri cübbe giydi

Öğretim üyeleri cübbe giydi

Temiz Çevre, Sağlıklı Toplum’ İçin 7/24 Hizmet

Temiz Çevre, Sağlıklı Toplum’ İçin 7/24 Hizmet

Miniklere beceri ve eğitim merkezi

Miniklere beceri ve eğitim merkezi

Avrupa Malatyalılar Federasyonundan ziyaret

Avrupa Malatyalılar Federasyonundan ziyaret

TEKNOLOJİK ANILAR VE SONUÇ
  • ErolKURHAN
    • Erol KURHAN
    • erolkurhan@hotmail.com
    • 10 Eylül 2017 - 08:13:44

Yanlış hatırlamıyorsam 1970’li yılların ilk dönemlerinde TRT Ankara Televizyonu akşam 18:00’de açılıp, 24:00’e kadar yayın yapardı.

Bir Malatyalı olarak ilk kez televizyonu da o tarihte izledim.

TRT test yayını yapıyordu ve bu galiba Ankara dışında İstanbul ve İzmir’i de kapsıyordu. Malatya ve diğer illerde yayın yoktu.

Babamın ameliyatı nedeniyle Ankara’ya gitmiş, dayımlara demir atmıştım. Kenarında ses ve diğer ayar düğmeleri, sesi yayacak hoparlör için paralel kesikler, kalan büyük kısmı  köşeleri  oval, yüzeyi bombeli ekrandan oluşan mobilya kutulu televizyon salonun en güzel köşesinde duruyordu.

Gözüm ilk ona takıldı. Dayı çocuklarına  sordum, televizyon gösteriyor mu, diye . 18:00’de açılacağını söylediler. Akşam saatini heyecanla ve sabırsızlıkla bekliyordum. TV açılacak ve ben ilk kez bu garip kutudan film veya bir konser izleyecektim. Dayımlar için normal olan bu olay benim için önemli bir andı.

Saati geldiğinde düğmeye bastılar, tabi bende heyecan dorukta ve merakla bakıp, gözümü ayırmadığım o muazzam kutuda İstiklal Marşı okunuyordu.  Sinema evin içine girmiş, 5-6 saat çar çabuk geçmişti ve yine İstiklal Marşı ile kapandı.

O gün yatakta 6 saat boyunca her saniyesine dikkatimi yoğunlaştırdığım, siyah beyaz karlı  görüntülü bu yeni icatla  ilk tanışmamı düşündüm. 6 saat boyunca gözümü kırpmadım. İzlerken, bana yöneltilen soru veya sözleri tekrar ettirmek zorunda kalmıştım. Çünkü tüm konsantrem televizyon üzerindeydi, kelimeleri duymaz olmuştum. Türk Filmini yengem ağlayarak izlemişti. Bunlar olup biterken, akşam ne yediğimi dahi unutmuştum. Ama bu sihirli kutunun olumsuz bir yönünün de olduğunu hissetmiştim. Uzun yıllar görmediğim dayı çocuklarıyla, dayımla ve yengemle pek konuşamamıştık. Sağlıkları neydi, görüşmeyeli neler yapmışlardı. Hiç birini konuşamadık.

Teknoloji harika idi. Sinema 1,5 saatte bitiyordu. TV ise 6 saat kesintisiz yayın yapıyordu. Hem de evin içinde.

Ertesi gün babam hastaneden çıkacak Malatya’ya dönecektik. Sabah erkenden kalkıp, hastaneye gittik, babam hazırlığını yapıyordu. Yanında o gün Diş Fakültesi’nde okuyan Şahin Çekirdek vardı. Babam ameliyatı nedeniyle Anne ve küçük kardeşimle uçakla dönecekti. Ben hesapta yoktum, babam bana kızdı ne için geldin diye. Bende dayanamadığımı, özlediğimi, sağlığını merak ettiğimi söyledim ve babacığım affetti.

Hafta sonu Fenerbahçe’nin Ankara’da maçı vardı. Şahin abi bana kalmamı ve beraber maça gidebileceğimizi söyledi. Ben havalarda. İkinci kez Türkiye’nin Başkent’ine gelmiştim ama, ilk kez bir hava alanında yolcu uğurlayan ve ilk kez televizyon izleyen ben, ilk kez Fenerbahçe’yi izleme fırsatı bulacaktım. Allah uzun ömürler versin Şahin abi 3 gün boyunca benle ilgilendi. İlklere bir yenisini daha kattık, ilk kez bir üniversite kampüsünde gezip yemekhanesinde yemek yeme şansı elde ettim.  Birkaç günde yaşadığım bu hatıralar unutulur nitelikte değildi. İyi ki de Ankara’ya gitmiştim. Dönüşte arkadaşlarıma ve kardeşlerime anlatacağım ilk kez yaşadığım bir sürü olay vardı.

Buradaki espri ne ilk kez TV izlemek, ne Fenerbahçe’nin maçına gitmek, ne de hava alanında uçağın kalkışını görmek, anlattığım şey bu gün pek az yaşanan sevgi ve saygı. Şahin abi bana unutamayacağım 5 gün yaşattı. Belki de okulu astı. Burası Çankaya, burası Kızılay, burası Ulus dedi ve gezdirdi.  Şahin abi hep öyle idi. Malatya’da da bir işi düşeni geri çevirdiği görülmemiştir. Bu gün o insanı ne zaman görsem içime dolan sevgi, öz ağabeye duyulan sevgi den farklı değil.

İnternet, cep telefonları bir yana televizyonun dahi olmadığı yıllarda, mektuplar vardı. Özlem dolu, sevgi dolu, dostluk dolu. İnsanlar 2 gün birbirlerini görmeyince asırlar geçmiş gibi gelirdi.

Radyonun dahi her evde olmadığı dönemden bu güne topu topu 45- 50 yıl geçtiğini söyleyebiliriz. Bu nedendendir ki bu gün akıllı telefonu kullanamayan, bir mail atamayan 45- 50 yaşlarında insanlar vardır, hem de şehrin merkezinde.

Teknoloji öyle hızlı gelişti ki. Bir çok alet ve edevatın bazılarının yokluğundan, bazılarının da  en ilkelinden en gelişmişine şahit olduk. Bizim çocukluğumuzda, kağıttan ve bezden toplarla futbol oynanırdı.  Sülü değnek, saklambaç, güreş, uçurtma, bilye, uzun eşek, istop, ip atlama, kör ebe, mendil kapmaca, salıncak  ve telden yapılan arabaları sürmek en revaçta oyun ve eğlencelerimizdi. O günün oyunlarının bir çoğu fiziki güç istiyordu.  Telden araba konusunda adeta bir yarış vardı. Kimin arabası daha güzel olacak diye. Gerçekten bu konuda görsel olarak büyük işler yapılırdı. Tırlar, kamyonlar, otomobiller.

Ev içinde de bir çok oyun vardı, 2 kibrit kutusuna uzunca bir ip bağlar telefonu hayal eder, arkadaşlarla görüşme yapardık. 5 taş oynardık. Bu oyuna büyükler de dahil olurdu.

Bir gün akşam babam elinde ilginç bir aletle işten gelmişti. Ayar düğmeleri, 2 tane makarası olan bir makine. Elektrik ile çalışıyordu. Babam bir düğmesine basıp, bizimle sohbete başladı. Çok geçmeden bir başka düğmesine basıp makarayı sardı ve tekrar başlattı. Aman Allahım, bu alet bizim tüm konuşmalarımızı kopyalamıştı. Şaşkınlığımız had safhada. Kafamızda bu aletle neler yapabileceğimizi düşünüyorduk.  Yemekten sonra komşuya çaya gidip onlara şaka yapmaya karar verdik. Ve bizim yaşadığımız şoku komşularımızda yaşadı. Biri şeytan işi, günah dedi. Bu bir ses kayıt cihazıydı. O gün buna teyp derdik.

Yukarıda bahsettiğim 2 olayda hiçbir abartma yok. İnsanın bu gelişmelere şahit olması için öyle yüzlerce yıl geçmesine de gerek yok.  45 – 50 yaşında tüm kişiler benzeri yaşanmışları anlata bilirler.

Çok değil 45 yıl önce telefonla dahi görüşmen imkansızken, bu gün dünyanın diğer ucundaki yakınınızla görüntülü görüşme yapabiliyor, bir olayı yine dünyanın diğer köşesinde yaşayanlara naklen yayınlayabiliyorsun. Günümüzde 4 yaşındaki çocuk dahi bunları rahatlılıkla yapabiliyor. İnternetle haşır neşirliği sanki anne karnın da başlıyor.

Bu gelişme elbette mükemmel ancak özlemi bitirdi, muhabbeti yok etti, insani ilişkileri zayıflattı. Yakın bir gelecekte, vefa gibi dostluğunda rafa kalkacağını, bu hız ve bu hırsla çok yakın zamanda her kişinin kendine ait bir dünyası olacağını ve dünyadan kopuk kendi dünyasında yaşayacağını, önce arkadaşlık sonra akrabalık bağlarının zayıflayacağını söyleyebiliriz.

Bir kaç soru ile yazımı noktalamak istiyorum:

Bu gün hangimiz, ev halkının PC, tablet veya cep telefonuna olan ilgisinden hoşnutuz?

Hangimiz 40 yıl önceki teknolojiden uzak günlerin daha güzel günler olduğunu söylemiyoruz?

Hangimiz insani ilişkilerin zayıfladığından, muhabbetin yok olduğundan, çok yakın akrabamızla ancak bayramdan bayrama görüşmemizden şikayetçi değiliz?

 

 

 

 

  • Etiketler
  • Yorumla
YAZARLAR
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz
avukat dosyası

gaziantep escort istanbul escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort beylikduzu escort bakirkoy escort