DEMARD’dan MHP’ye ziyaret

DEMARD’dan MHP’ye ziyaret

Öğretim üyeleri cübbe giydi

Öğretim üyeleri cübbe giydi

Temiz Çevre, Sağlıklı Toplum’ İçin 7/24 Hizmet

Temiz Çevre, Sağlıklı Toplum’ İçin 7/24 Hizmet

Miniklere beceri ve eğitim merkezi

Miniklere beceri ve eğitim merkezi

Avrupa Malatyalılar Federasyonundan ziyaret

Avrupa Malatyalılar Federasyonundan ziyaret

MALATYA’NIN AKARSULARI
  • Av. SelamiYÜCEL
    • Av. Selami YÜCEL
    • selamiyucel@hotmail.com
    • 11 Ağustos 2017 - 18:40:32

Geçenlerde İstanbul’a bolca yağmur yağdı. Her tarafı sel götürdü. Yer altına yapılan eski akarsuların yerini tutması istenen atık su kanalları maalesef yetersiz kaldı, seller meydana geldi, evler sularla doldu, büyük zararlar oluştu. Sel olaylarının meydana gelmesini betonlaşmaya ve asfaltlaşmaya bağlamaktalar. Şöyle ki: Betonlara ve asfaltlara yağan yağmurlar toprakların yetersiz olmasından dolayı emilememekte, dolayısı ile başıboş kalan suları çekmesi gereken mazgallar da tıkandığından ve yetersiz kaldığından seller oluşmaktadır. Ben bu olaya ikinci bir sebep eklemek istiyorum. Derelerimizin kapatılması. Şöyle bir yorum yapacak olursak. Derelerimiz yer altı kanalların yerini tutuyor mu idi? Tutuyordu. Yağan yağmur suları hangi güzergâhı takip ediyordu ? Dere yataklarını. Dereler kapatıldıktan ve oralar betonlaştıktan sonra ne oldu ? Akan yağmur suları menfezlerin yetersiz olmasından dolayı taşkınlığa sebep oldu.

Yazılarımda Malatya’nın güzelliklerinden, sularından, yeşilliğinden, sebze ve meyvalarının lezzetinden hep bahsetmişimdir. Gözümün önünde Malatya’nın suları, yeşillikleri, bağları bahçeleri bilinçsiz veya bilinçli bir şekilde katledildi ve betonlara yenik düşürüldü.

PAPAZ GARABET BENNEYAN EFENDİ

Malatya Ermenilerinden Garabet Orunöz’e bir arkadaşı Malatya Ermenileri hakkında yazılan bir kitabın  fotokopisini gönderiyor. Kitap 1961 yılında Kahire’de bir kütüphanede görülüyor.  Papaz Garabet Benneyan tarafından yazılmış. Garabet Orunöz Ermenice olan bu kitabın 30 sahifesini bir ayda tercüme ediyor. Kitap Malatya’nın coğrafi durumundan başlıyor. Benneyan tarafından yazılan 1300 sahifeden oluşan bu kitabın diğer sahifeleri de Türkçeye tercüme edilerek basım aşamasına getiriliyor. Benneyan’ın Malatya anılarının tahminen 1860 yılından sonraya tekabül ettiği söyleniyor.

Papaz Garabet Benneyan’ın Malatya’lı olup olmadığı konusunda kesinlik yok. Garabet Orunöz’e göre bu din adamı Malatya’lı değil. Çünkü Malatya Ermenileri arasında Benneyan soy adına rastlanmıyor. Belki Malatya’da uzun süre görev yapmıştır. Şu hususu da gözden ırak tutmamak gerekiyor. Bazan mahlasla veya değişik isimlerle de kitap ve yazı yazanlar çıkabiliyor.

Bütünlüğün bozulmaması için Benneyan’ın Malatya’sına fazla müdahale etmek istemiyorum. Sular kısmını aşağıya aktarıyorum.

            GARABET BENNEYAN’IN ANLATIMINA GÖRE MALATYA’NIN SULARI

                                                                                                               

  1. BÖLÜM

SULARI

       Dağların çokluğu suların bolluğuna  sebeptir. Bu yüzden Malatya ve etrafı sulak bir şehir olmuştur. Malatya’nın başlıca suyunu Fırat teşkil eder. Malatya’nın kuzeydoğu  köşesinden  girer, Malatya ovasını  yılan gibi kıvrılarak ve sulayarak   sıradağların eteklerinden geçerek  güneydoğuya doğru akar gider.

Bu ana   suya,  Akçadağın içinden geçen  bir şerit   doğuya doğru giderek  Fırat’a dökülüp birleşir,ovayı ikiye bölerek ilerler.

Darende  ve Gürün  taraflarından çıkarak gelen Tohma çayı  Fıratı; başlıca destekleyen  sulardandır. Kuzeydoğu  köşesinden  Hekimhan yakınlarından  kaynayan  Kuruçay ise  Tohma’nın ağzına yakın bir yerde Fıratla birleşir. Suyunun azlığından yazları kuruduğundan adını  almıştır. Ovanın  güney kısmında, bütün sular Tohmaya doğru eğilmiştir ve oraya akarlar. Böylece; güneyin dağlarının batısından  başlayarak  sırasıyla; eşit  mesafede  Sultan Su, Elementig, Beyler Deresi, Hatun Su  ve Pınarbaşı  dereleri Tohma’yla   birleşirler.

Beylerderesi ve Pınarbaşının  arasına, dağların eteğine  kurulmuştur Malatya şehri.

Elementig’ten  Akçadağ arasındaki alanda  Sultan Hamid’in  çiftliği bulunurdu.  Sultan Su  bu  çiftliğin tam ortasından geçer. Tam karşısında;  Akçadağ’ın  zirvesinde bulunan Arga; Akçadağ  kazasının merkezidir. Tohma ve Fırat’ın birleştiği yerden  güneybatıya doğru, şehre yaklaşmadan  görünen kale, eski  şehrin yerini işaret eder.(Vorperyan’a göre)

Vorperyan’ın değinmelerinden  de   anlaşılacağı gibi; Malatya  çevresi  ve  Vadileri oldukça  bol  suya  sahiptir.

III.cü  Melidineli  KIRIMLAR (1915-1918)  kitabında  Malatya Sularına ilişkin geniş bilgi vermiştir.(s18-22) Çok basit ve anlaşılır biçimde  izah etmiştir.

Malatyanın en önemli  ve  faydalandığı  suyu  Fırat’tır. Basit hesapla sekiz saatlik bir akıntıyla  kuzey sınırı  çizerek  Malatya’yı  Harput’tan ayırır. Sulamadan başka da bir faydası yoktur.  İkinci önemli suyu ise Tohma  çayıdır. Elbistan kayalıklarından  çıkarak  şehrin kuzeyinden   itibaren üç saatlik mesafeyi zig-zaglarla katederek, sırasıyla Sultan Su ve bazı önemli derelerle birlikte;  Koran köyüne yarım saatlik mesafede  Fırat nehriyle birleşir. Tohma  çayı Fırat’ın önemli kollarından biridir. Coğrafyasında  Alis adıylada anılır.

Dermes’i kendi sınıfında önemli bir çay sayabiliriz. Şehrin güneybatısını  saran    Beydağı’nın kayalıklarından  çıkarak,  küçük bir alanda çıkan birçok  kaynak suyuyla birleşerek  çoğalır ve ikiye bölünür. Bunlardan birincisi  Aşağı  Banaz’ı,  Çırmıhtı’yı,  Bargüz’ü ve  civarının verimli topraklarını sulayarak  Sultan Suyla  birleşir.  Daha sonra Tohma’ya dökülür. İkincisinin durumundan dolayı;  Kündübey’i, Yukarı Banaz’ı, Tecde, Adafi’yi,  Çeknüge’nin  verimli arazilerinin  ve ormanlarının  arasından  geçerek,  Karnag’ın önünden  kuzeye  kıvrılarak,  Hüseyin bey, Körpe Su, Cingenlik,  Köprü Ağzı, Alma Su, Aşağı  Şehir’i de dolanarak Tohma’ya dökülür. Şehrin içine dağılmış birçok kolları vasıtasıyla,  temizlik ve sulama görevlerini  bir uçtan diğer uca büyük bir gururla tamamlarlar.(Aziz Azmi Fenercioğlu’nun anlatımına göre derme Suyu Malatya’nın temizliğinde de kullanılırmış. Şimdiki Kışla Caddesi tarafındaki yerlerden Derme Suyunu Malatya’ya bağlarlarmış. Esnaf ve ahali birlik olur ellerindeki süpürgelerle su gelen alanları süpürürlermiş. Böylece derme Suyu sayesinde kısa zaman içerisinde sulanan Malatya çiçek gibi pırıl pırıl olurmuş. O zamanın Malatya’lıları Suyu gözleri gibi korurlarmış. Suya hiçbir şey dökmezlermiş. Malatya’lılar derme’nin suyunu kana kana içerlermiş.)

Eski ve yeni Malatya’nın   gelişmesinde  çok önemli rol oynamıştır, Dermes’in suyunun   Malatya için ayrı bir önemi vardır. Adeta Malatya’nın  kalbi konumundadır. Buradan çıkan binlerce kolu,  adeta bir vücudun kılcal damarları gibi bütün Malatya’yı  dolaşarak hayat ve  canlılık  verir.  Gereksiz  tüm elementleri toplayarak, merkeze döner, bir tek farklılıkla;  sanki Dermes merkezkaççı,   fakat  kalbi merkeziyetçiymiş gibi. Birincisi bitmeyen bir geri dönüş arzusu, ikincisi ise;  kapalı sınırdan geriye  merkeze dönüş. Yoluna  kaldığı yerden tekrar devam etmek için. Dermes’in suyu; doğaya  hayat veren  bütün katmanlara   bir lütuf, adeta ayrıcalıksız  bir bağıştır.  Dermes,  Malatya’yı cennete  çevirmiştir.

(Derme Suyu’nun güzergahı değiştirilmiş, 1940 yılında beton kanal haline getirilmiştir. Turgut Özal döneminde Çat Barajı yapılarak Çat Barajının suyu derme kanalına verilmiştir. Derme Suyu tamamen Malatya’nın içme suyunda kullanılmaktadır. Şu anda akan su eski su değil, Çat Barajının suyudur.)

Aşağı  ve Yukarı  Babukti suyunu tekrar hatırlamakta fayda var. Bu sular;  şehrin kuzey kısmına yayılmış geniş bağların bulunduğu yerden  kaynıyor. Buradan çıkarak, birçok bağ-bahçeleri sulayarak,  özellikle kış aylarında  diğer derelerle birleşerek Tohma’ya  dökülür.  İkiz  Babuktilerin kendi özel durumlarının güzelliğinden, yeşillikler içerisindeki bahçelerin artısıyla, yazları epeyce kalabalık ziyaretçileri olur. Şehrin aşırı sıcağından kaçanlar, sık yapraklı ağaçların gölgelediği, şarıldayan suyun serinlettiği, çayın  kenarına sığınırlar.

Karnag: Bu kaynak suyuda  şehrin güneydoğusundan yükselen dağların tepelerinden çıkarak, bir değirmen çevirecek bolluğa  erişerek sadece dört ay (Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz) boyunca akar ve kurur. Karnag’ın suyu; dağlardaki karın yoğunluğuna bağlı olarak azalır veya çoğalır.

(Ermeniler Kerneğ’e Karnak derlermiş. Maalesef Kernek Suyu Malatya Belediyesinin yaptığı yanlış bir proje yüzünden yer altına itilerek kanalizasyonlarla irtibatlandırılmıştır)

İndere:  Adıyla anılan dağların  kaynak suyudur, geçen zaman sürecinde İndere suyunun kaynak ağzı,  kendine beş adım derinliğinde bir mağara yaratmıştır. Ziyaretçilerin mağara ağzına geldiklerinde; kayalıkların arasından ve derinden, bu suyun şiddetle çağlayarak çıktığını  görür, gırtlaklarında ise suyun soğukluğunu hissettiklerini söylerler. İndere suyundan biraz doğuya doğru  yükselen kayalıklarda; Kıl Köprü denen ziyaret yerinin   hikayesi ise; ‘’ Krikor  Lusavoriç’’  sürgün  döneminde  buraya sığınmıştır. Büyük Tehcir döneminde Türk Hükümet yetkililer; bedava  çalıştırdıkları,  Ermeni  usta ve işçilerinin gayretleriyle,  bu suyu toprak kanallar vasıtasıyla şehrin çeşmelerine kadar getirmiştir

Pınar Başı: Bu kaynak suyuda güneydoğu dağlarının tepelerinden çıkarak, beş dakikalık bir alanda birçok akıntıyla birleşerek, ufak bir dere dönüşür. Orduzu’yu, Aşağı şehri, Boran’ın tepelerinden bazı yerleri sulayarak, Fırat’la birleşmeye kadar gider. (Orduzu Pınarbaşı kasdediliyor)

Horata: Şehrin güneyinden yükselen  Beydağı’nın  tepelerinden çıkarak, Yukarı Banaz’ı ve Karnag’ın bir kısmınıda sular yaz aylarında ise tamamen kurur. Bu su  kışları iki-üç kola ayrılarak Dermes’le birleşir..Doktor ve kimyagerlerin söylemlerine göre; Horata’nın suyu,  kalitesiyle çok daha önemlidir, hafiftir ve çok sağlıklıdır.(Horata Suyu Malatya’nın en soğuk suyudur. Bizim zamanımızda doğal akar biraz aşağıda küçük bir göl olurdu. Yüzmek serbestti. Suyun içinde bir dakikadan fazla duramazdık. Karpuzu suya attığımızda karpuz çatlardı. Malatya Büyükşehir Belediyesi bir proje geliştirmiş. Eylül ayında buraya da kazmayı vuracaklarmış. Aman ha aman gözünüzün yağını yiyeyim  ne olur kazmayı vurmayın, burası olduğu gibi kalsın daha iyi)

Yukarıda hatırlayabildiğimiz  başlıca sulardan  başka, Malatya; oldukça zengin  binlerle ifade edilebilecek irili-ufaklı kaynak ve dere suları,  eveden eve  dolaşarak,bütün şehrin  bağ ve bahçelerini sularlar. Malatya’nın değirmenleri eksiksiz ve ayrıcalıksız bu sular sayesinde işlerler.

Melidine taşrasından geçen nehir Fırat’tır,  bunun bir kolunun güneydoğudan Garn’i den başlayıp,  Dumlu göletinin   etrafından  Tercan’dan, Erzincan’dan, Kemah’tan geçerek  Egin taşrasını dolanır, Muş dolaylarında  Murat suyuyla birleşir.  Murat suyuyla birleşmiş olarak  Korucuk köyü önünde Tohma’yıda içine  katarak;  büyük bir sakinlik  ve rahatlık içerisinde Kömürhan’a  kadar akar. Kömürhan’ın güneyinden  Körhane  dar boğazına girdiğinde, yaklaşık üç saatlik bir zaman dilimi kadar mesafede;  taşlık  ve kayalık  akışkan yerlerden, bazen dağların dar geçitlerinden,  bazen köpürmüş   vaziyette  hırsla akarak,  bazen de   büyük bir gürültüyle;  doğu ve güneye  yılan gibi kıvrılarak,  Çeho ve Gerger’in Dağlarını ardında bırakarak, Eski Samusad’ı  selamlayarak  Basra’ya yakın  Kurna şehrine ulaşır. Orada  Dicle  nehriyle birleşerek;  Şat-tül- Arabı  oluşturarak Basra körfezine dökülür.

Fırat’ın suyu mavi renkte ve ılıktır, çok lezzetli bir sudur, zannedersin ki cennetten gelir.  Fırat’ın  kıyılarında ziraat de yapılıyor tabii  ki;  fakat bu bölgede çok  derinden  gitmeyip,  yüzeyden geçtiği için  bir avuç toprak bile sulamış sayılmaz. Burada pek üretim ve tüketime katkısı yoktur. Sadece Palu’lu   salcılar bazen  kısğa =(soğanın  küçük cins çeşidi.)  ve maşrapayı  karşıdan-karşıya   taşırken,   salın  arkasından  suya bıraktıkları ağlarına takılan lezzetli  balıkları avlayarak Malatya ve etraf köylere getirir satarlar.  Fırat’ı  geçmenin  üç yolu var; sandal,  sal,  ve geçit. Sandallar üç yerdedir; 1)= Şayh Hasan,  2)=Hardik,  3)=İzollu Pirot  köyün önü. Bu  Sandallar kalın  Kavak Ağacından yapılmıştır ve iki kürekle git-gele kullanılır. her birinin bir defada taşıdığı insan sayısı 40-50,  at sayısı 20, araba sayısı ise 4-5 adettir. Bu sandalların  en işlek  ve  karlı  olanı, İzollu’dakidir.  Samsun- Bağdat  yolunun  kalabalık  yükünü burası karşılar.  Sandalların ortalama günlük  gidiş-dönüşlerinin sayısı 10dur. Akıntıdan dolayı,  karşıdan karşıya direk gidemezler. Bu Sandallar Belediye tarafından her sene açık arttırmaya çıkarılarak yaklaşık, 20 ile 25 bin kuruş arasında kiraya verilir.

Keleg: Nehir kenarında  yaşayan her köylünün Keleg’i vardır. Kelek; 15-20 kalın ,en fazla 30  tulumun  şişirilip sırıkların altına bağlanmasından oluşturulur, 2000-2500kg. ağırlık taşıyabilirler. Fakat  keleglerle  git-gellerin tehlikesi  az da olsa vardır. Özellikle; suyun azgın olduğu dönemlerde, akıntıdan karşıya geçerken  en ufak bir rüzgarda  dengesini kaybederek alt-üst olur.

Geçit: İki  geçit var, biri; Şeyh Hasan’ın diğeri Kilisig’in önünde. Geçitler  genellikle suyun alçak olduğu yerlerde  bulunur, iki-üç yılda bir geçit verirler onu da genellikle yaz aylarında. Buradan Develerle,  atlarla  ve yaya olarak geçerler.  Gidiş-gelişlerin en tehlikelisinin bu geçitler olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

Unutmadan demeliyim ki;  yüzmeyi iyi  becerenler, yalnız veya şişirilmiş tulumların üzerine binmiş  olarak,  kalem denilen iri kabakları da koltuk altlarına  bağlayarak  nehire  girer, sudaki ağaçları kıyıya çıkarırlar.

Sudan geçmenin en emniyetli yolu köprüdür.  Asırlar önce  Pirot’un önünde bir köprü varmış. Bugün sadece temelleri suyun içinden görünür vaziyettedir. Keklik suyu denilen dere,  şehre iki  saat uzaklıktaki bir mesafeden akar, çok  gazlı bir suyu vardır. Bir kibrit yakıp suya bırakırsanız, suyun yandığını ve ateşin uzunca bir mesafe aldığını görürsünüz.

MELAS= TOHMA ÇAYI

         Melas=Tohma, bu çay şehre dört saatlik  mesafedeki ovadan akarak, geçer-gider Fırat’la birleşir. Bazıları Ona  Toros suyuda demişlerdir. Türkler ise Onu Tohma suyu olarak bilirler.

Melas, Rumca’da  ‘’bal’’ demektir, iki kolu vardır, bunlardan biri Darende  taraflarından başlar, İsbekcor= Isbidakçur   beyaz su anlamına gelir. Viranşehir ve Darende’den geçerek  Akçadağ’a gelir, öbür kolu ise; Gürün’ün  içinden gelen dereyle karışarak,  Kürne  ve Kürecik  Dağlarından  ve de Şoğul’un  dar  gediklerinin içinden  geçer  Kürd-Abdal’ın  karşısında bulunan,  Karapınar göletinin suyundan da  beraberine katarak  ve devamlı olarak doğuya doğru, Yazılı Han’ın kıyısından,  Kırkgöz’ün  altından akar ve Kurucuk’un  önünden Fırat’ın  koynuna girer.

Melas yada Tohma’nın sayısız faydalarından  ve özelliklerinden   bahsetmekle beraber;  yerli halk tarafından almış yürümüş birde söz vardır. Melas’ın kıyısına  altın  bile ekersen  yeşerir. Evet;  Tohma’nın  sayısız  yararlarından bahsederken;  suladığı topraklardan, oldukça kaliteli pirinç, dolgun buğday ve arpa başakları,  iri ve çok lezzetli kavun ve karpuzlar   elde edildiğini, bunların sadece iki tanesinin bir hayvana yüklenebildiğini  söylemeden geçmeyelim.  Tohma,  en azgın  olduğu dönemde bile  yolcularına sakin bir geçit sunar.  Tohma’da 20 kg.  gelen  lezzetli balık çeşidi var. Eski şehirden  yaklaşık iki saat  aşağıya doğru mesafede; Kırkgöz adından bir köprü vardır. Kırkgöz,   adından da anlaşılacağı üzere, Kırk  muhteşem kemer üzerine inşa edilmiştir, Günümüzde sadece 20-25 gözünden su akar gider. Köprünün üstünden asırlar geçmesine rağmen üzerinde herhangi bir  yazıt yoktur. Rivayetlere göre; dördüncü Sultan Murat  yaptırılmış. Sivas  Malatya’ya bu köprü bağlanır. Tam da buradan başlar; Yazılı Han’ın geniş ve verimli ovasında   Tohma’nın  suladığı alanlarda   aynı örnek çiftlikler yapmak  için  bir çok  çizimler yapılmış olmasına rağmen bunların hepside maalesef kağıt üzerinde kalmıştır. (Bahsedilen Kırkgöz köprüsü karakaya Barajının yapılışı ile birlikte Karakaya Baraj gölünün altında kalmış, Sivas yolu şimdiki yeni yere yapılmıştır)

…….ün  önü…yolu var; sandal,  sal,  ve geçit. Sandallar üç yerdedir; 1)= Şayh Hasan,  2)=Hardik

SULTAN   SU

      Sultan  Su;  Akçadağ  Polat  ve Fındık köylerinin üstündeki dağlardan çıkarak, iki saat  aşağıya doğru aktıktan sonra, Meled  deresine karışarak ve devamlı olarak   kuzeye doğru  akarak; Ören, Arğa  ve  Örüşgü ovalarının  önünden geçerek altındaki köylere su dağıtarak, bağ ve bahçeleri sulayarak, değirmenleri de çevirdikten sonra  Tohma’yla birleşir. Bu derenin üzerine iki heybetli köprü inşa edilmiştir.  Biri  Meledi köprüsü Malatya’yı Antep  yoluna; diğeri Malatya- Arğa yolunun üzerindedir. Sultan Suyun da   lezzetli balıkları eksik olmasınlar. Bu derenin sınırbaşı da Malatya ve Akçadağı birbirinden ayırır.

19.uncu yüzyılın ilk yarısında  Sabri  Mustafa Paşa ovalarının  sulanması  fikriyle ortaya çıkan ; buradan bir kol ayırma  işi, istenilen yerlere suyun götürülememesinden dolayı, olduğu gibi terk edilir. Fakat Akçadağ’a,  yakın köylülerin; aşırı  rahatsızlığından dolayı, Akçadağ köylüleri arasında sert tartışmalara neden olur.  Köylüler tarafından  ayrılması  istenen  dere kolu da  tamamen tahrip edilir. 1866’da Rahmi bey adında bir Binbaşı gelerek; buradaki Kürtlere  boyun eğdirerek, eski dere kaynağını yenileyip  iyileştirerek  18 saatlik yere su indirerek,  başka-başka yerlerden insanlar getirerek burada birçok köyler  oluşturmuştur. Rahmi bey bir de; oldukça geniş  yeraltı  karakolu   kurmuştur. Şehrin altı saat batısına doğru  uzaklıktadır. Osmanlı  sınırlarının  yayınlandığı zaman,  dördüncü  Ordunun  emrindedir ve   Çiflig-i Hümayun, yada  Harrayi- Hümayun adıyla  Padişahlık Çifliği veya  Sığınma yeri olarak adlandırılmıştı.

Bu çiftliğin Malatya’ya Hububat ve pirinç  yönünden çok faydası olmuştur. Bu çiftlik şimdilerde Mülkiye’ye devredilmiş, neredeyse yıkılacak hale gelmiştir.

Ebemendik:  Bu da şehrin kuzeyine doğru dört saatlik mesafede aynı adı taşıdığı bir tepenin altından  kaynar  iki-üç değirmen çevirecek kadar suyu vardır. Ebemendig’in  suyu; bataklık bir yerden çıktığından  ılık ve tatsızdır. Balıkları ufak ama lezzetlidir. Bu su da mahiyetindeki  toprakları sular ve Tohma çayına karışır.

Şahna Suyu  ve Beyler Deresi:  Bunlardan birincisi, şehirden güneybatıya doğru iki buçuk  saatlik mesafede, Hazoba  yolu üzerindeki Seyid Uşağı dağın dibinden,  İnek Pınarı denen yerden iki gözden  kaynayarak,  iki saat aşağıya doğru, Der Mesih’ten ayrılarak Tohma’yla birleşir. Bu suyun sağ tarafı  özel  Bentlerle ayrıştırılarak, aşağıda İskele denilen taşıyıcı kanallar vasıtasıyla şehrin Türk  büyüklerinden Harici  ve Hacı Abdizadelerin  özel pirinç tarlalarını sular.  Bu derede derin bir vadiden  geçerek, yukarıda  suladığı tarlalardan dolayı eksilen suyu;   aşağıya indikçe irili-ufaklı gözlerden topladığı suyla tekrar  çoğalır. Bu suyun üzerinde;  biri More Gedig diğeri Işıklar denen iki köprü yıkıntısı vardır. Köprü ayakları hala durur. Şahnahan köyünün  yukarısında ise;  heybetli bir köprü var, batı tarafında yokuş aşağı yapılmış   Şahnahan  adında Kargir bir otel var. Köprü’de  Dere’de adını bundan almıştır.

Ballı,  Şişman  ve Beskiran  Dereleri: Bu  suların üçünün de  şehrin doğusundaki dağlardan ayrı-ayrı gözlerden kaynayarak,  Şişman yedi saat, Beskiran  dokuz saat  ve Ballı çay iki saatlik mesafeyi devamlı olarak kuzeye doğru akarak,  dolaştıkları toprakları  sulayarak,  değirmenlere işlerlik  kazandırarak  Fırat’a karışırlar.  Burada Benneyan efendinin  hatıralarındaki bilgilere; üç dere hakkında ilavelerde bulunmak isterim.( kısaltma  s.40-45).

Ballı deresi şehrin doğusuna  üç saatlik mesafededir ve Siverek Dağlarından  bu tarafa doğru yılan gibi kıvrılarak, birçok bağ-bahçeleri sulayarak değirmenleri döndürerek,  İmamoğlu köyünün önünden Fırat’la   birleşir. Ballı deresi ilkbaharda  coşar, yaz aylarında azalır,  ufak  balıklar vardır.  Benzer dereler içerisinde en faydalı olanıdır.

Şişman-Mamukani  Deresi: Bu da şehre yedi-sekiz saatlik  doğuya doğru mesafede olup, ovaları sulayıp değirmenleri çevirerek dolanır Fırat’a  karışır.

Beskiran  Deresi:  Bu da aynı şekilde şehirden doğuya doğru dokuz saatlik mesafede, İzoğlu’nun  Kozluk  denen köyün içinden  ve etrafından biraz su toplayarak, birbuçuk saatlik bir mesafedeki arazileri sulayıp,  değirmenleri döndürdükten sonra, Fırat’la birleşir.

Der Mesih: Yukarıda sıraladığımız dere suları,  merkez  köylerinin iki  yakasında  bulunan köylerin arazilerini sulayan sulardır. Şehir merkezinin kaynak sularını da sıralayalım.

Der Mesih:  Deyr= Arap’ça da  Ev, mekan anlamındadır. Der Mesih;  İsa’nın evi manasını ,şimdilerde virane olan üzerindeki yapıdan aldığı isimdir. Türkler ise; buraya birçok gözden kaynadığı için Derme suyu adını vermişlerdir.  Melidine’nin bu en önemli suyu ise; şehrin güneybatısına  dört saatlik mesafeden çıkar. Kündübey’in yukarısında ve Kayır Uşağı  dağlarının yamacından, dört köşe bir kaynak ve yakınındaki gözlerden kaynayan sularıda toplayarak çok kısa bir mesafede  geçit vermez duruma gelir.

Der Mesih’in bir kısmı, Kapulık denen yerden bir çeşme  borusu yardımıyla ayrılarak,  İnek Pınar’ıyla beraber pirinç tarlalarını sularlar. Diğer  kısmı ise; Kündübeg  ve Çırmıktı’nın  üzerinden Keleyig’e kadar kuzeye doğru, oradan da  Tecde, Barguzi ve Adaf  varoşlarından Kerneg’e doğuya doğru akarak, adım başı yerleştirilmiş borularında yardımıyla binlerce bahçelerin tarhlarını ve meyveliklerini sulayıp, yol üzerindeki değirmenleri de çalıştırarak güzergahındaki bütün evleri su ihtiyacını karşılayarak, yine kuzeye dönerek, eski Melidine’nin altından  Pınarbaşı  deresini de beraberine almış, Kırkgöz ile Fırat arasında Tohma çayıyla buluşur. Bu su;  kaynağından iki saatlik mesafeye  kadar olan yerinde bir asayı andıran güzellikte çizgi ihtiva eder. Zennedersin ilaç niyetine  bir süt kaynağıdır suyun içerisinden akan. Der Mesih için Melidine’deki bütün sularının anasıdır diyebilir, Der Mesih’siz  Melidine yok gibidir. Çünkü;  her İlkbahar’da  dere yataklarını temizlemek ve onarmak için, suyun akışını başka yönlere çevirdiklerinde,  civarın bütün kuyuları ve kaynakları tamamen kurur. Öyleki; çoğu zaman  köylüler,  bir mil kadar mesafe giderek ihtiyaçları için su getirirler  Der Mesih’in şu güzel özellikleride vardır. Aynı berraklık  ve  soğukluğunu beş-altı saatlik mesafe  kadar korur ve içerisinde herhangi bir su canlısı barındırmaz. Biri Kündübeg’in yukarısında  Yelköprü,  diğeri;   Barguzi’nin içindeki Çatalköprü adında iki büyük köprü yapılmıştır. Der  Mesih bunların altından geçer, Tavşan Deresi ve Horata kendisini artılayarak karşılarlar. Bunlardan körülerden  başka,  elli altmış kadar daha taş ve ağaç köprü yapılmıştır.

Horata  Deresi: Der Mesih’ten sonra  ikinci önemli sudur. Şehrin güneyine doğru  bir saatlik  mesafede yukarı  Banaz’ın üstlerindeki bağların içinden, büyük kısmı da Ziyaret denilen viranenin dibindeki kaynaktan ve  dört bir taraftan  suyunu toplar. Horata’nın suyu  İlkbahar da  Der Mesih’in suyu  kadar  çoğalır,  fakat yazın azalır. Köyden biraz aşağıda  dağın yamacında,  şehrin güney kısmındaki bağ-bahçeleri sulamak için;  birkaç kol  suyun ayrılmasından sonra kalan suyunda güle oynaya, adından da anlaşılacağı üzere; Çatal köprü’de Der Mesih’i selamlayarak, altından geçer birlikte Top Söğüt denen yerde Tohma’yla birleşirler. Çıktığı yerden çok kolay aktığından dolayı;  Horata suyu için  çok  hafif derler;  Su yukarılardayken oldukça soğuk ve tatlıdır, aşağıya indikçe bu özelliğini kaybeder, bu yüzden de hiçbir su canlısı barındırmaz.

Pınarbaşı: Bu su ise; şehrin doğusuna bir saatlik mesafede,   kutsal Lusavoriç ve kutsal Pırgiç (kurtarıcı)  manastırlarının  merkezinde ‘’Yabancı Doktor’’  denen manastırının viranelerinin altından oldukça bol çıkarak güzergahı üzerinde bulunan birkaç değirmen  çevirdikten sonra geniş araziler sulayarak, Orduzu  köyünün su ihtiyaçlarını da karşıladıktan, aynı köyün içinden, kuzeye yönelir ve eski Melidine’nin dibinde Der Mesih ile birleşir.  Bu derenin  suyun   ılık ve tatsızdır. Ebemendeg gibi bataklık suyu  olduğundan, içinde ufak  balıklar yaşar.  Belediye tarafından avlanması yasaktır. Bu suyunda üzerinde birkaç taş köprü inşa edilmiştir. Kutsal Pırgiç (kurtarıcı) manastırının suyuda bu dereden özel bir kanal vasıtasıyla temin edilmiştir. Rivayetlere göre,  19uncu yüzyıl içerisinde Kutsal Pırgiç (kurtarıcı)  manastırı  için; Pınarbaşının suladığı alan  sahiplerinden, özel bir vergi alınırdı.

Karnag-Kernek: İlkbahar da aktığı ve yazları kuruduğu için adına  Karnag  denmiştir. Karnak;  Ermenice’de ilkbahar anlamında ve kırk kadar gözden kaynadığından, Karnag denir. Şehrin  güneydoğu  köşesinden,  Der Mesih’e yakın  Beydağı’nın  yamacındaki bazı suları da beraberine katarak hemen  Der Mesih ile birleşir.

Ağpınar: Bu su da şehrin merkezinde bulunan  Gebeşoğlu  otelin önündeki iki çeşmeden akar. Oldukça bol, soğuk, berrak ve beyaz bir sudur. Orda kemer şeklinde bir çeşme vardır ki; hiçbirinden  aşağı kalmaz.

Hoşluk Suyu:  Belediye binasının sırtındaki evlerin birinden kaynar. Bir değirmen çevirecek kadar suyu boldur. Ilık ve berraktır, çarşının merkezindeki caminin  içinden geçerek, gerekli temizliklere de yaradıktan sonra,üç-dört değirmen  de çevirip Çarmuzı ve Ermeni mahallesinin   bağ-bahçelerini de sulayıp  Hatun suyla birleşir. Aynı isimde bir başka su daha vardır. Çamazang tepesinin karşısında, Der Mesih’in sağ tarafındadır. Bu suya ise bir nev’i deri hastalığı olan ‘’Hoşruk veya Hoşoruk’’ denen cilt hastaları tedavi amacıyla bu suya girmeye giderler.(Bu tuvaletleri hatırlıyorum. Yeni Cami de söğütlü Cami de böyle idi. Sağlı sollu uzunca tuvaletler vardı. Su tuvaletlerin ortasından geçer, Çarmuzu’ya kadar akar giderdi. Söğütlü Cami’in tuvaletlerinden üç beş kabin gusül abdesti almak ve banyo yapmakta kullanılırdı. Bu su ile sulandığı için Malatya’lılar Çarmuzu lahanalarına, sebze ve meyvelerine itibar etmezlerdi. Suya Gelincik suyu derlerdi. Hoşluk Suyunu da lağıma vermişler.)

Cesur Libarid: Ana kiliseye yakın, Sarafyanların sokağının dibinde,  şehrin Yeni Hamam mahallesinde derenin kenarındadır. Suyu soğuk ve tatlıdır.Cesur Libarid bir destan kahramanının adıdır, suya verilmiştir. Hikayeye göre; Libarid  Giligya’dan  Malatya’ya gezmeye gelir; bu gezi esnasında, suya rastlar ondan içer,  serinler  ve tadından memnuniyet duymasından dolayı da,  kendi ismiyle anılmasını ister.

Altun Kaşık:  Tecde’nin içlerindeki bağların  birinden, tamamı bir havuz büyüklüğünde, belirgin, berrak ve oldukçada soğuktur. Bu suyun özelliklerinden dolayı Altın Kaşık olarak anmaya değer.

Davullu Pınar:  Keleyeg’in  kuzey batısının altında, Kilise bayırı denen yerde bulunan viranelikteki kayalıklarda bulunan mağaralıktan, oldukça gür  sayılabilecek bollukta  çıkar, soğuk ve tatlıdır.Adını kayalıklardan aşağı doğru düşerken çıkardığı sesten almıştır. (Davullu Pınar Kileyik’te davullupınar olarak bilinmiyormuş. Bu pınar Cumali Aslan’dan aldığım bilgiye göre Kileyik ve Malatya şehir suyu şebekesine katılmış)

Kaynarca: Aşağı Çarmuzu’nun kuzeydoğusunun ucunda, ılık ve berrak bir kaynaktır, Kaynarca.  Kaynağından çıkarken kaynadığını zannedersiniz. Yakın çevredeki Türk  kadınları beyaz çamaşırlarının bezini burada yıkayarak beyazlatmaya getirirler.

Babukti veya Şugon:  Kendi adıyla anılan  Babukti,  çok dikkat çekici ve heyecan verici bir yerdir; şehrin kuzeybatısının  ucunda bulunur. Babukti; aşağı ve yukarı olmak üzere iki tanedir. Su yukarı Babukti’nin kayalıklarından çağlayarak ,etraf bağları dolanarak, değişik pınarları da kendine katarak aşağı Babukti’ye ulaşır. Şugon pınarı’nı ve birkaç kaynağı da toplayıp, dere oluşturur  on- oniki değirmenin  faydalanmasını sağladıktan sonra, beş saatlik bir mesafedeki bağlarıda sulayarak Babukti köyü önünde Hatun suyu adını alarak Tohma’ya doğru ilerler. Babukti,  harika,  eğlenceli,  bir piknik alanıdır. İnsanları,  şaşırtıcı güzelliktedir.  Akşam üstleri buraya gelen  piknikçiler, altın renkli günbatımını  seyreder, rengarenk güneş ışınları altında, özellikle de Pazarın günübirlikçileri, oraya mı, buraya mı, oturmanın  sevinç   koşuşturmaları  esnasında, gurup-gurup gürbüz ve dinç gençlerin güleç suratları,  kimileri bir köşeye çekilmiş, bazıları pınarbaşına oturmuş, kimileri derenin kenarına ilişmiş, bazıları bahçelerin koynuna dağılmış,  yeşilliklere bürünmüş dalların  meltemin esintisinde, çayıra yayılmış, sanki  ceylan çağırır  gibi, dans eder, şarkı söyler, rakının vermiş olduğu rehavet ile kadehi şişeyle tokuştururlar.  Güzel sesli kuşlardan ispinoz ve bülbülün ötüşmeleri karışır canlı hayata. Suları  sayarken  şehrin güneyindeki,  daha çok Ermeni mahallelerindeki her evde bir kaynak veya artezyenin olduğunu  unutmamamız gerekir.  Her mahalledeki Kiliselerin, Camilerin, Otellerin ve Çarşıların kendilerine özgü çeşmeleri  vardır.                                                        Şugon; Kürtçe’de  Şir-Koni; süt çeşmesi anlamındadır. Sütü az olan kadınların günümüze kadar  buraya yıkanmaya gittikleri bilinir. Malatya Boztepe üzerinde  kurulu iken, çarşı bu suya yakın kurulmuştu, eski şehre naklinden uzun zaman  sonra; halkın yeni şehire  ziyarete gittiklerinde;  unutmayarak  eski yerleşim yerlerini ziyaret  eder ve atalarının yaşadıkları yerleri görürlermiş. Bu sebepten dolayıdır ki; yeni nesil burayı ‘’Bab-Ukti= ( ata-ziyareti) diye adlandırmıştır.(Babuğdu da Mustafa ve Mehmet Dayımın bahçeleri vardı. Her iki bahçeyi Tren yolu ikiye bölerdi. Tren yolunun altında bulunan bahçe Mehmet Dayıma aitti. Ortasından kaynak çıkar dere olurdu. Bu derede dabakçılar yani deri işi ile uğraşanlar derilerine işlem yaparlardı. Bir de köşede bahçeye bakan rençber evi ve rençber vardı. Sık sık ailecek bahçeye giderdik. Yollar çok dar ve virajlı, bahçelerin etrafları dikenli çalılarla çevrili idi. Hatta bir gün yaylı ile bahçeye giderken at parlamış ta Dörtyoldan Babuğduya kadar bizi  bahçenin yanına kadar götürmüştü.  Arabayı terk etmemiz ile birlikte araba at ile birlikte çalılarla kucaklaşmıştı.

Dayım rençberi çıkarmış. Gene ailece pikniğe gittik ki ne görelim kaynağın başı içkici gençlerle dolmuş. Tabii dayımın bahçesi. Gitmek istemediler. Dayım bir kuşakla zor attı bahçedeki gençleri. Geçen sene arkadaşım Cengiz İnci ile oradan geçerken. “Babuğdu Suyunu da kanala verdiler.” dedi.

Şahnakoni Pınarı: Heyecanlandırıcı ve dikkat çekici bir su da budur. Köprüden aşağıya doğru,  adıyla anılan vadiden çıkar, Bunun heyecanlandıran noktası buradadır. Suyumuz kayalıkların tepesindeki  bir delikten çıkar.  Yılın her mevsiminde de aynı bolluktadır. Hiçbir balığın dışarı çıkmadığı, fakat  İlkbaharın  ortalarındaki  ayda  sadece  8-10 gün,  25-30 cm. uzunluğunda aynı tipte balık sürüsü akar ve sonra tekrar kesilir. Rivayete göre; geniş yer altı sularının ve göllerindeki balıkların yer değiştirmesi olayıdır. Buradaki ufak balıklar,  büyük balıklar tarafından böyle deliklerden dışarı çıkmaya zorlanırlar. (Şahnahan Deresi olmalı)

Papaz Benneyan efendi hatıralarında  şunları ifade eder.(H. s.46)  Çarşıdaki, Söğütlü ve Çınarlı camilerinin, Saraç pazarı ve Sulu kahvesi, Ermenilerin Ana kilisesinin iki çeşmesi, Mal dağı, Sıtma pınarı, Dişbudak pınarı, Çavuşoğlu  suları  vs. Bu şehirdeki bütün evlerin, camilerin, kiliselerin, otellerin kendine ait artezyeni veya çeşmesi mutlaka vardır. Malatya ve çevresi görüldüğü gibi oldukça bol suya sahiptir. Fakat bu sulardan gerektiği gibi faydalanılmamıştır. Faydasız bir şekilde akmış, ne tarıma  bir fayda, ne taşımacılığa bir fayda ne de mimari  gelişmeye bir faydası  olmuştur. Sadece  değirmenlere faydası olmuş bazı sular var, çok daha faydalı yerlerde kullanılabilinirdi. Özellikle Fırat gibi bir suyun,  Bilal Uşağı yakınlarından  Malatya  sınırlarına  girişi, S. Arfen ( Aharon)  dağı ve Deve boynunun önünden İzoğlu’nun doğusuna kadar, Malatya’ya hiçbir faydası olmadan, sınırlarını belirler. Sulama yönünden başka, hiçbir şekilde faydalanmamışlardır, faydalanmak için de en ufak bir çaba harcanmamıştır.

  1. Melidineli’ye göre; (Nahcirner s.16)  Fırat’ın Malatya sınırlarına girdiği Bilal Uşağı ve  özellikle, S. Arfen  dağı yamacında bulunan  Deve Boynu  önünden,  orantılı ufak masraflar yaparak,  buralardan  büyük sular ayırıp Yazılı Han’ın geniş ovalarının sulanmasında kullanılabilirdi.

Papaz Garabet Benneyan Efendi iyi ki yazmış. Çok güzel de yazmış, Malatya’mızı gözler önüne sermiş, bu güne aktarmış. Sonsun teşekkürler ona. Cennet Malatya’mızın hayali ile de yaşamak güzel. Yeni nesil bu hayalden de mahrum. 

  • Etiketler
  • Yorumla
YAZARLAR
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz
avukat dosyası

gaziantep escort istanbul escort mecidiyekoy escort halkali escort bahcesehir escort beylikduzu escort bakirkoy escort